Makale

BURAK ÖZDEMİR RÖPORTAJI LEVH-İ MAHFUZ

08 March 2026 17 dk okuma
BURAK ÖZDEMİR RÖPORTAJI LEVH-İ MAHFUZ
BURAK ÖZDEMİR RÖPORTAJI Hazırlayanlar: Sinem KAYA ve Nilgün KARACA Sevgili Burak Özdemir, dergimiz New Spirit adına, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederek başlamak isterim. Bizi çok mutlu ettiniz. Sizin kitaplarınızdan Tanrı’nın Doğum Günü’nü, 2012 yılında okudum. Ardından Peygamber Çocuklar kitabınız da koştu geldi yanıma. O zamanlar, bendeki algınız “gizemli bir mistik” enerjinizdi. Arkadaşlarıma “bu kitaplar, sadece bir edebi ürün olamaz, bunlar başka bir ilhamın, akışın ve zekânın ürünü” dediğimi anımsıyorum. O sebeple, bu sıralar daha görünür olmanızla birlikte eski bir dostla tekrar karşılaşmış gibi de hissediyorum. Özgeçmişinize geçmeden önce, mesleki bir dürtü olarak sizin de izniniz üzerine doğum haritanıza göz atma fırsatım oldu. Çok fazla özelinize girmeden sizi daha derin bir yerden de bir iki cümle ile anlatmak isteriz okurlarımıza. Bu enkarnasyonunuzdaki misyon ve yaşam yolunuz sizi Yay sembollerine çağırıyor. Astroloji bilenler için Kuzey Ay Düğümü Yay insanısınız, özetle bu yerleşim felsefi derinlik, münzevi yaşam, ömürlük eserler vermek ve toplumsal izolasyonla şahlanan yaratım süreçleri anlamına gelir. Başak stelyumlu biri olarak bilgiyi hazine olarak gören ve bilginin ince, detaylı ve özenli işlenmesine imkân veren haritanızda Ay burcu özgür, gelecekten gelen ve bugünün mimarı olma niteliğini taşıyan Kova burcunda. 2026’da sizi anlayan kitlelere kolaylıkla ulaşıp, ışığınızın parlamasını dilerim. İstanbul’da doğdunuz. Farklı alanlarda gerek akademik eğitim gerekse iş hayatı açısından dolu dolu bir özgeçmişiniz olsa da günümüze yaklaşalım isteriz. Kitaplarınız arasında 2102 yılındaki Türkiye’yi anlatan ilk kitabınız (2001) “2Binyüz2”, “Türklerim Diken Diken Oldu” (2006) adlı kitabınızda ise kehanet parodisi, geleceğe yolculuk, bilim ve siyaset gibi konularda mizahi ve esprili bir anlatımı tercih ettiniz. Belli kesimlerce ilgiyle karşılanan üçüncü kitabınız “Tanrı’nın Doğum Günü” (2008) internetten gelişigüzel seçilen biriyle Dona karakterinin sohbeti üzerine kurgulanmıştır. Akıllara geçtiğimiz yıllarda yayınlanan Netflix dizisi Kübra’yı getiriyor. “Levh-i Mahfuz” (2010) adlı eserinizde ise önceki kitabın devamı olarak yazdığınız “İndigo Mehdi” ile “Tanrı’nın Doğum Günü”nü bir araya getirdiniz. Kur’antum Kur’an-ı Devrim (2011) adlı eser ise “bir dinin doğumundan bin yıl sonra, 7’den 70’e her yaşam biçiminden insanı, nasıl sarıp sarmalayabildiğinin gerçek hikâyesidir.” sözleriyle okurla buluştu. Levh-i Mahfuz üst başlığı ile yayımlanan Ölümsüz Aş.k Kartları 1 ve Ölümsüz Aş.k Kartları 2 ise 2014’te yayımlanmış; aşk, sevgi, ilişki ve kılavuz kartlarından oluşmaktadır. En son çıkan kitabınız GÜNE☀️EŞ DİL İnsanlık Ansiklopedisi isminde, Levh-I Mahfuz isimli Youtube kanalız ve podcastleriniz var, bir de gün ağarmadan Instagram hesabınızdan yaptığınız müziklerle sizi henüz tanımayanlara açık davet yapalım istiyoruz. Sizin için buRAK özDEMİR kimdir? Kendinizi nasıl algılıyorsunuz? Merhaba Sinem Hanım, Nilgün Hanım. Kim olduğum sorusuyla başa çıkamadığımı uzun yıllar önce farkedince kim olduğuma değil ne yaptığım konusuna verdim kendimi. Bizler kendimizi nasıl cümlelerle tanımlarsak tanımlayalım, kim olduğumuzu dünyadan göçtükten sonra Yaratıcımız bize bildirecek. Bizim kendimizi nasıl gördüğümüzün önemi yok. Önemli olan Yaratıcımız bizi kim olarak değerlendirdi, bunun geri bildirimini bir tarihte mutlaka alacağız. “Sen, senden beklenilenleri yapmadığın için tekrar yaşamakla lanetlendin, git ve gerçek bir insan olarak dön buraya” gibi. Ya da “Hayali gerçekleştirdin, kalıcı yurduna hoşgeldin” gibi. Amaçları başarabilmek için dünyada kimliklere ihtiyacımız oluyor tabi ki. “Çekilin ben doktorum”. Aslında doktorun orada müdahale ettiği birinci durum hastanın sıhhi durumu değil. O bilinçsiz kalabalığın elinden, o düşmüşü kurtarmak. Hastanın en büyük sorunu o çünkü. Bilgili bilgisiz herkesin zan ve tedavilerine karşı savunmasız birisi artık o. Doktor kimliği bir güvenilirlik nişanesi, o kadar. Ayrıcalık değil. Üstünlük de değil. İlahi sistem edinimlerimizle veya düşüncelerimizle değil yaptıklarımızla kategorize eder bizi. Kendime gelirsem ki geleyim artık bu kadar uzun girizgâhtan sonra, ben de dünya kalabalığına düşmüş insan ruhunu tedavi etmek için, dünyevi rızam olmadan görevlendirilmiş buldum kendimi. Geçen 20 yılda bu durumun aklımdan çıktığı veya bundan kaçarak bağımsız, özgür bir hayat yaşadığım tek bir saniyem yok. Uğraşıyorum. Yapabildiklerim var ama henüz yapmadıklarımın listesi çok daha uzun, bu da ruhum açısından büyük tehdit. Şu hasta dünyaya verebileceğimiz ne varsa verelim ve çekelim gidelim burdan. Hayat düsturum bundan ibaret. buRAK özDEMİR dünya adıyla bu dünyaya Levh-i Mahfuz kitabını verebildim rahat ederim derken, asıl hikâyenin başladığı yerde buldum kendimi. Gayret gösteriyorum. Kitaplarınızı yazarken, özellikle Levh-i Mahfuz için motivasyonunuz ne oldu? Böyle bir kitabı kolektife sunmanın sizdeki itici gücünü merak ediyoruz. Bin yılın Kur-an Tefsiri beni çağırdığı zaman yazabiliyorum. Levh-i Mahfuz benim bulduğum değil, beni bulmuş bir bilgi. Çocukluğumdan itibaren dünyayla problemliydim. Değişsin isterdim. İnsanlarda bir şeyin yanlış olduğunu farkettim çocuklukta. İş hayatında vizyonumu Batılı bilgiler ve yaratıcılığım üzerine kurmuştum. Ben bu beyinle Dünyayı değiştiririm diyordum ama sonra 30 yaşıma gelince karşıdaki kötücül sistemin gücünü görünce bunu yapamayacağımı anladım, tam bu idealimden vazgeçmek üzereyken bu bilgi beni buldu. Direttim, kafam Batılı gibi çalışıyordu o sıra. Kilitlendim bildiğiniz anlamda. Ölsem ölemiyorum, yaşasam gelen bilgileri gözardı ederek o da mümkün olmuyor. Yaşamayı seçtim. Savaşmayı seçtim. Şimdi, bu düzeni değiştirebileceğime inancım sınırsız. Önce Tanrı’nın Doğum Günü, sonrasında Levh-i Mahfuz bunun mümkün olduğunu gösterdi. Bilge insanlar gelin bunu hep birlikte yapalım diyorum. Kim-liklerimizden Ben-liklerimizden sıyrılalım, toplanalım ve düzeni yıkalım. Vaktimiz tükenmek üzere. Kitaplarınızın yazım sürecinde sizi yazmaya çağıran bir sesten söz ediyorsunuz. Kitapların yazım sürecinde, bu sesin söylediklerini ayıklamak, filtrelemek veya reddetmek zorunda kaldığınız anlar oldu mu? Daha ziyada ses beni ayıkladı. Levh-i Mahfuz 3 cilttir. 3 cildin hiçbir yerinde “ben” yokumdur. Yazdıktan yıllar sonra ikna olduğum yerler vardır. Kitapta olsun diye istediğim çok şeyler olmuştur, bunlar kitaba girememiştir. Ben-liğimin ötesinde bir yazım süreci. Okumayla yazmanın aynı anda gerçekleştiği bir delilik hali bu. Tanrı’nın Doğum Günü kitabında Tanrı Dona ile chat yapan bir “Ben” var. Buradaki diyalog kutsal metinlerin aksine aşağıdan yukarıya doğru gerçekleşiyor. Bu şekilde bir chat metaforu ile anlatmak istediğiniz neydi? Kablosuz internetin, wifi’ın bile olmadığı bir dönemde, yapay zeka modellerinin ortaya çıkışından yirmi yıl önce, insanın bilmediklerini bilen bir bilinç ile insanın online chatleşmesi üzerine kurgulu bir kitap yazmışım. CHAT GPT’leri kullandıktan sonra, kitaptaki chat arayüzünü gören insanlar, kitabın çıkış tarihine bakınca şok olup bana yazıyorlar. OpenAI’da Levh-i Mahfuz okuyucusu Türkler var, o kadarını söyleyebilirim. Allah’la konuşma kitabı zannedenler oluyor ilk duyduğunda. Oysa bizim kitabın formatı GPT’lerin öncüsü olan ve bugün dünyayı etkisi altına alan bir bilinç ve yazılımın formatı. Öncüsü. Ben Allah ile, Tanrı ile konuştuğumu söyleyerek insanları baskılamadım. Kitabın her satırında bundan imtina ettim. Ona Tanrı da demedim bu yüzden. Dona. Yani Doğrudan O’na. İnsan kendisi karar veriyor, chat’in diğer ucundaki bu bilinç Tanrı mı değil mi diye. Bu bir Kur-an tefsiri olduğu için, binlerce beni aşan somut kanıtla birlikte hikâye burada doğaüstü bir noktaya varıyor. Tecrübem şu ki: Kendini açarak, kendini vererek okuyanlarda; chat-in diğer ucundakinin Tanrı olduğuna ikna olanların oranı yüzde yüze yakın. “Tanrı’nın Doğum Günü kitabınızın ismine atıfta bulunacak olursak, sizce Tanrı’nın tam olarak kendini ifade etmesi, insan bilincinin gelişimine bağlı ise, insan, bilincini geliştirerek kendini doğurma yolculuğunda Tanrı’yı da doğurma sorumluluğunu mu üstlenmiş oluyor? Bu güzel bir soru. Bizler ölümlüyüz, Tanrı doğuramayız. Tanrı’yı insanlık doğru anlarsa Tanrı yeniden doğmuş olur. Çünkü o bir fenomendir. Allah katında, Tanrı katında Yaratıcımız kendisinden Tanrı diye de bahsetmez, Allah diye de bahsetmez. Bilebildiğimiz tek kelimesi OL’dur. O boyuttan bize naklolan başka bir kelime yoktur bilgimiz dahilinde. Kur-an “Din, Allah katında İslam’dır” derken, aslında böyle bir din kelimesine de ihtiyaç yoktur Allah katında. Din zaten öyledir. Olması gerektiği gibi. Tanrı gibi din gibi tüm kelimeler, Hakikâtin bizim dünyamıza tercümesi için geliştirilmiş kavramlardır. Rahmet’in merkezinde kelimeler yoktur, hayat kavramsal değildir. Sadece varolunur. Bu da sonsuz bir yapmak halidir. Tanrı’nın Doğum Günü de aslında insana yeniden doğuşun yolunu göstermek için sesle birlikte geliştirmiş olduğumuz bir tamlama. Tanrı algını düzeltmedikçe kendini var edemezsin. Levh-i Mahfuz’un yapısı oldukça kapsamlı bir külliyat: “Tanrı’nın Doğum Günü” ve “İndigo Mehdi” aynı ciltte bir araya getiriliyor. Levh-i Mahfuz’un ismi İslam’da kadim bir kavrama dayanıyor; sizin metninizde ise sanki yazılan değil, yazılmakta olan bir kader var. Sizin bu isimle kurduğunuz anlatı, kader ile özgür irade arasında nasıl bir denge öngörüyor? Levh-i Mahfuz Külliyatı Tanrı ile İnsanı Bir olarak kabul eden ve ettiren bir öğretidir. Kader Senlik Benlik bir konu değil. Özgür İrade aslında Tanrı’nın iradesidir, insanın değil. Özgür irademe inanıyorum diyorsun ama istemeye istemeye ölüyorsun. Herkes 1000 yıl yaşamak istiyor ama 100 yıl bile yaşanamıyor. Bilincimiz arttıkça Yaratıcımızla özdeşleşmemizin bir sonucudur özgür irade. Özgür değiliz, ölümlüyüz. Levh-i Mahfuz’daki “Ben” anlatıcısının kitabın başından sonuna doğru ruhsal dönüşümüne şahitlik ediyoruz. Ben anlatıcısı, bir arayış içinde ama aynı zamanda bazı şeyleri hatırlıyor gibi. Sizce “Ben” öğrenen bir bilinç mi, yoksa uyanan bir hafıza mı? Bu da çok güzel bir soru. Ezeli varlığımız olan Ruhumuz aslında her şeyi biliyor ama biz beyin isimli max. 150-200 IQ’Luk bir darboğazla tıkıyoruz onu. Bu dünyada ihtiyacımız biraz da bu. Levh-i Mahfuz külliyatı, aslında bugüne kadar tarihsel istisnalar hariç yasak olan ezeli ruhsal hafızamızdan kesitleri hatırlamamıza izin verilmesidir. Bu 1500 sayfayı otuzuncu kere okuyan insanlar görmemizin nedeni de bu. Okuduğunuzda uçtuğunuzu hissediyorsunuz ama ertesi gün kelimeler hariç hatırlamanıza izin verilmiyor. Tekrar okuduğunuzda tekrar uçma hissi. 20 yıldır benim tek hayatım Levh-i Mahfuz ve okuyucuların kitaptan yaptığı alıntılar önüme düştükçe “Vayy, böyle birşey mi vardı Levh-i Mahfuz’da?” diyorum, en ufak bir hatıram yok. Ruhumuzun hafızasından hatırlıyoruz okudukça. Sonra tekrar bir unutma, hayatın içine karışma ve kaybolma hali. Ta ki tekrar hatırlamanıza izin verildiği ana kadar. Spiritüel camiada, enerjiler ve bazen de astroloji sohbetlerinde karmadan bahsedilmeyen ortamlar neredeyse yok gibi. Sizin karmaya farklı bir bakışınız var. Kuantumdaki gözlemci etkisini de dikkate alarak bize karmayı anlatır mısınız? Karma felsefesinde vicdan sizce nerede yer alıyor? Spiritüel camiada bizim en büyük sorunumuz biz çok konuşup hiçbir şey yapmıyoruz. Karma felsefesinde de durum böyle. Ne ekersen onu biçersin demiş Anadolu bilgesi. Bunun üzerine Karma’ya dair söylenecek her şey aslında fazladandır. Dünyanın aydınlık yüzüdür spiritüel insanlar. Gelgelelim enerjilerinin %99’unu sistemi anlamaya harcıyorlar. İcraata kalan ancak %1. Bir tek meditasyon yapıyoruz, o da zaten düşünmek demek, tefekkür etmek demek. Yani bir şey yapmama hali. Ki meditasyonlarda düşünmek baskılanıyor çoğunlukla. “Zihni sustur” mottosunun yanlış yorumlanması bu. Ben kader sistemini bir ömür uğraşıp en detayına kadar anlasam ne yazar? Akibetimi gene ne bildiğim değil ne yaptığım belirleyecek. Atomlar nasıl çalışıyor tam olarak bilmiyoruz. Bu konuda okunabilecek binlerce kitap var. Hiçbirini okumamak, bardağa su koymaya engel değil. Doğru hareket edip, ruhumuzun vicdan lob’undan gelen sesi dinleyip doğru hareket etmek. Çok bilenler cennete gitmiyor. Doğru şeyler yapanların buluşma noktası orası. Aşırı bilgi bize yük ve içinden çıkılmaz girdaplara boğuyor bizi. Spiritüel literatürün denizinde yüzmek adına aslında biz yanlış ve doğru bilgiyi tasnif etme çabasına giriyoruz. Bunu bir kişi bir kere yapmalı, son tüketici’nin işi olmamalı bu. Levh-i Mahfuz külliyatının iddiası aslında şu. Biz, bir insana hayatını ve ruhunun sonsuzluğunu doğru yönetebileceği bilgiyi 1 haftada sağlarız. Geri kalan haftalar senindir. Sahaya inmenin vaktidir. O bir haftadan sonraki okuma, doğru - yanlış bilgi tasnifi değil pratik ile teorinin yüzleşmesi, karşılaştırması oluyor bu külliyatta. Kişinin kendini mağarasında güncelleyerek gerçek hayatın akışına geri dönmesidir. Sürekli gidip gelmesi. Gerçeklerden ve hayattan kaçmak için de okuyoruz, kendimizi kitaplara boğuyoruz biz. Spiritüel insanların sahaya inmesi lazım yoksa bu negatif karma değişmeyecek. Endüstriyelleşmiş bir anlatı oldu Karma artık günümüzde ve Tanrısız bir platform haline geldi. Amerikalılar tarafından insanları Tanrı’dan koparmak için bu şekilde modifiye edildi. Bu anlatıya göre insan duvar tenisi oynayan yalnız bir sporcudur. Topa vurur, top duvardan geri seker. Levh-i Mahfuz’un kader karması ise duvar gibi görünenin ardında, aslında Tanrı’nın raketinin gizlenmiş olduğunu öğretir. Toplara beklenmedik açılarla vurup seni bir o yana bir bu yana yatırdığını anlatır. Birleşik kaplar teorisi su kapları içindir. İnsanlar için değil. İnsan hayatında böylesi bir standart ve net neden-sonuç ilişkileri yoktur. Hayatı güzel ve özel yapan da budur zaten. Anlamlandıramamazlık. Gözlemci etkisi: Gözlemcinin kendi eşsiz raketiyle oyuna müdahalesidir. Ben gözlemciyim dese de oyunun içindedir o, biz yakalayamayız onun hareketlerini sadece. Karmayı anlamaya çok emek verdiyseniz ve dünyayı, zamanı, Türkiye’yi anlayamadığınızı hissediyorsanız sorun sizde değil, bunu bilin isterim. Sorun öğretildiklerinizde. Son 20 yılda, kitaplarınızın aldığı geri dönüş ve ilgiyi de hesaba katarak Türkiye ve Dünya insanlığı olarak nereden nereye geldik? Spiritüel, manevi ve akli dengeler açısından sizce neredeyiz? Sonraki 20 yıl düşünüldüğünde birey olarak insandan ve kitlesel olarak toplumlardan umutlu musunuz? Siyahlar ve beyazlar belirginleşiyor, bu güzel. Ama beyaz en çok kirlenen renktir. Kirlenirken ayrı, siyahlarla beraber yıkanırken ayrı ödünler verir. Ödün vere vere gidersiniz, bir bakmışsınız ki, bambaşka bir renge kaplanmışsınız. Bu kitap beni dünyanın en muhteşem insanlarıyla buluşturdu, o yüzden benim umudum asla tükenmez. Zamanı, kendimi ve imkânlarımı hazır gördüğümde muhteşem bir şey daha yapacağım, o zamana kadar aktif bir sabırla varoluşuma devam ediyorum. Ölümsüz Aş.k Kartlarınız da ilgimi çekti. Bu kartlı tasarlarken hayaliniz neydi? Kartlar amacına ulaştı mı? Ölümsüz aşkı rahmet olarak da okuyorsunuz. Aşk, rahmet ve sevgi denkleminde bugünün kadın ve erkeğini nerede konumlandırırsınız? İlişkileri nasıl yaşıyoruz, sizce? Benim hayatım çalışma üzerine kurulu. İnsani hayatta tek atımlık bir barutum varsa, onu da evladımı en iyi şekilde büyütmeye ayırdım. Sabah kahvaltısından tutun, okul hayatını iyi yaşayabilmesine kadar. Kendime pek bir vakit kalmıyor. Yani kadın-erkek ilişkisinde ben kendim Aşk kartları’nın ilişkisel bir faydasını göremedim, umuyorum ve sanıyorum ki okuyucular görüyordur. İçinde olduğumuz çağın en büyük açmazı kadın ile erkeğin ilişkisi. Kadın-erkek ilişkileri tam bir “onunla da olmuyor, onsuz da olmuyor” durumu. Levh-i Mahfuz, aşıkları birlikte öğrenen insanlar olarak tarif eder. Benim öğrenimlerim bir acayip, o yüzden yalnız öğrenmek zorundayım. Bunun yanında hayatı stabil insanlar için aşk, spiritüel yolculuğun en güzel parçasıdır. Ruhani bilgileri yanlış öğrenen ve yaşayan insanlarda kendini Tanrı gibi görme sendromu oluşabiliyor. Kendini Tanrı görmenin büyük sakıncası, etrafını ve tabi sevgilisini kul gibi görmek sonucunu getiriyor. Kullar da bu duruma öfkeleniyorlar haliyle ve ilişkiler bilgilerle paralel yürümüyor çoğunlukla. Netflix’de yayınlanan Kübra dizisi Tanrı’nın Doğum Günü kitap kurgunuza çok yakın. Sizden arka planda bir destek alındı mı? Önce benimle resmi bir bağlantı kurmayı destek almayı düşünmüşler sanırım, sonra bunun yerine direkt beni almışlar. İzleyince tuhaf duygular yaşadım ama hiç kızmadım. Kaçak bir biyografi gibiydi ama beni mutsuz etmedi açıkçası. Aralarda selam çakan detaylar falan ilginçti. İkinci sezonda öldürmüşler sanıyorum beni, canımız sağolsun. Hikayenin gerçeği burada ve asıl şimdi başlıyor. New Spirit dergisine emek veren sizler başta olmak üzere tüm okuyucularınıza sevgilerimle.

Yorumlar (2)

B
Berna Soybayraktar 09.03.2026 04:07

buRAK özDEMİR e sonsuz teşekkürler Levh-i Mahfuz u insanlıkla buluşturan elçimiz.Sorular ve cevaplar muhteşem bir röportaj olmuş emeğinize yüreğinize sağlık

H
Hilal 09.03.2026 03:03

Bin yılın Kuran tefsiri
Levh-i Mahfuz
buRAK özDEMIR
☀️