IRVIN YALOM VE ATATÜRK
ORTAK BİLİNÇDIŞI ONLARA NE SÖYLEDİ?
Zamanın telaşının büyük olduğu dönemlerdeyiz.
Tabiri caizse, zaman ardımızdan kovalıyor.
Ruh bedeni yakalamaya çalışıyor. Yakaladığında söyleyecek bir çift lafı var da bir yetişebilse! Yakalayamadıkça beden kendini hasta ederek doğal temposuna kavuşmaya çalışıyor. Zamanelerin yavaşlamak dediği o tempo, erişilmez oluyor. Her şeyin duyguların, haberlerin ve insanların dahi hızla tüketildiği bu dönemde yaşadıklarımıza uzun uzadıya bakmak için fazla hızlı zihinlere sahibiz. Neredeyse hiçbir kaybın yası layığı ile tutulamadığı için yeniye yer açamıyoruz. Hep yorgun, hep tükenmiş hissediyoruz kendimizi. Şifamızı post-modern tekniklerde, mümkünse çok hızlı ve çok kolay yerlerde arıyoruz.
Şifasına tez elden kavuşmak isteyen danışanların/ hastaların, pek tercih etmediği o meşakkatli tekniği belki de artık ruhumuz kaldırmıyor. Öncülerinin Viktor Frankl, Irvin Yalom, Rollo May ve James Bugental olduğu varoluşçu terapi bireyin dört ana kaygısına odaklanıyor: Ölüm, özgürlük, yalıtılmışlık ve anlamsızlık. Terapi sürecinde temel alınan bu dört ana konu üzerinden danışanın /hastanın otantik yapısına dair yaşadığı deneyimlerle ilerlenir. Böylesine yaşamsal ve derin işlenen bu terapi tekniğini edebi bir dile yaklaştırarak, vakaları üzerinden yazdığı kitaplarıyla psikoloji severlerin gündemine sokmayı başarmıştır, Irvin Yalom.
Bu yazıda Günübirlik Hayatlar, Nietzsche Ağladığında, Annem ve Hayatın Anlamı, Divan, Alkolizm Terapisi, Ergen Terapisi, Evlilik Terapisi gibi birçok eserin sahibi, Varoluşçu Psikiyatr Prof. Irvin Yalom’un doğum haritasını genel hatlarıyla inceleyeceğiz. Yahudi asıllı, Amerikalı psikiyatr Stanford Üniversitesinden emekli olmuş, bireysel terapilerinin yanı sıra grup terapileri ile de mesleğinde kendisinden söz ettirmiştir.
Doğum haritasını incelerken ilk dikkatimi çeken yerden başlamak isterim; kendisinin gölge burcu yani haritada en az yerleşime sahip olup; özellikleri itibariyle çekinik çalışan gösterge yengeç burcudur. Gölge burç olması sebebiyle yengeç burcuna has özelliklerin Yalom’un hayatında ışığa çıkarılması ve bir anlamda onlarla barışılması gerekir. Bunların arasında aile, kökler, dişi enerji, annelik, bağımlılıklar ve kök duyguları sayabiliriz. Bilinçdışından bile olsa bu gölge yanlara ışık tutmak için Yalom’un belli bir süre sonra aile içinde hissi veren grup terapilerinde uzmanlaşması tesadüf olmasa gerek. Kök aile hikâyesinde, I. Dünya Savaşı ardından Polonya yakınlarındaki bir yerden Amerika’ya göçü görüyoruz. Yengeç, kökler ve aile dinamikleri demektir; kendisi Jüpiter Yengeç ve Plüton Yengeç kuşağına mensup. Her bir hastası ile kendi köklerine, kendi yalıtılmışlık ve anlamsızlık duygularına ve kendi varoluşuna ışık tuttuğu muhakkak.
Yalom’u farklı kılan, varoluş gibi çetrefilli bir alandan hastalarına yol çizmesi ve okurlarına da sonuç odaklı bulgularla terapi yolculuklarını net ve ayakları yere basan bir yerden iletmesi. Konuya ilgisi olan fakat eğitimini almamış okurlara bile terapiyi sevdiren ve bunun yapılabilirliğini düşündüren bir konumda durması ise başlı başına işini ne kadar mükemmel yaptığını gösteriyor. Bu kısım, haritadaki toprak elementinin baskın oluşu ile açıklanabilir. Doğal, sanki doğanın bir söylemini iletiyormuşçasına sade, ayakları yere basan ve sonuç odaklı ilerlemesi buna örnek olarak verilebilir.
Yazma konusundaki becerisi, hitabet gücü, işinde tanınırlık ve izi takip edilir olması Prima Hyadum sabit yıldızı ile kavuşan bir Merkür’ün İkizler burcundaki ışıltılı yerinden sebep. Güneş de İkizler’in Capella sabitinde; Zeus’u emziren kadın. İletişimi, kitapları ile toplumu beslediği aşikâr. Çocuk sahibi olma konusunda da bereket verir Capella, dört çocuğu olduğu biliniyor. Capella, Güneş’in burada zaten kendisini ve karakterini temsil ediyor, Yalom’a arşa çıkma, ayyuka çıkıp bilinme ve görülme etkisi veriyor.
Mars ve Neptün kavuşumu Başak burcunda; ilk derecelerde Phecta sabiti vurgulu. Phecta; “bu iş böyle yapılır” diyen uzmanlaşma dereceleridir. Neptün ve Mars Başak kavuşumu yine insan ruhunu ince ince nakış gibi inceleyerek bir simyacı titizliği ile aktarılan şifadır. Varoluşun derin sularında herhalde ancak bu Mars ile ilerlenirdi.
Haritanın bir başka gözbebeği Venüs, Ay ve Chiron’un Boğa burcunda kavuşumu. Açık orbla Juno’da Boğa’da. Gözbebeği derken beni anladığınızı düşünüyorum 😊 bir psikiyatr için muazzam yerleşim. Bu stelyum (gezegen toplaşması) şifa, yara, ilişkiler, özdeğer ve duygular anahtar kelimelerine çıkıyor. Varoluşsal terapi yapbozu için gerekli parçalar. Ay’ında bulunan Zaurak sabit yıldızı intihar ve depresyon ile ilgilidir. Ay; Jüpiter, Satürn ve Plüton’una destekleyici, iyicil açılar yapıyor. Juno da orada olunca depresif duygularla ya da intihara meylederek gelen hastalarla çalışma alanı açılmış oluyor. Chiron’u ise Rana sabitinde, Ay ile kavuşumda. Bizi her anlamda anne yarasına götürüyor. Çocukluğunun zorlu ve çoğunlukla kütüphanede geçtiğine dair bilgiler yetersiz olsa da doğum haritasındaki bu vurgu oldukça önemli. Kim bilir belki de Yalom’a terapi yapılsa hikâyenin çıkış noktasında bir anneyi göreceğiz.
Bu bulguyu onaylarcasına Yalom’un “Kendim olmak: Bir Psikiyatrın Anıları” isimli kitabında annesine dair biraz daha fazla bulguya erişiyoruz. Annesinin kendisini sık sık küçümsediği, yaptıklarını beğenmediği, utanç duygusunu tetiklediğinden bahseder. Annesindeki baskın duygunun “hayatta kalmak” olması sebebiyle çocukluğunda anne yakınlığı, sıcaklığı hissedememesinden dem vurur. Kendisi çocukken eksikliğini hissettiği duyguları terapilerinde alan tutarak hastalarına vermeye özen gösterdiğini söyler. Bunlar kabul görme, ilgiyle ve yargısız dinlemedir.
Zihnim yıllar önce okuduğum bir kitaba gitti: Ölümsüz Atatürk. Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz isimli biri Türk, diğeri Rus iki psikanalistin, Atatürk’e yaşadıkları ve hayatı üzerinden psikanaliz yapmasını konu alan muhteşem bir kitaptır. Orada yazarlar Atatürk’ün, hüzünlü, acılı bir anneyi Zübeyde hanımı kurtarmaya çalışması üzerinden bir vatanı kurtardığını, bilinçdışında anavatanı böyle yoktan var ettiğini bulgularlar.
Tam da bu noktada benzerliği yakalıyorum.
Bir anne bir çocuk doğurur. Bir çocuk bir vatan kurtarır.
Bir anne bir çocuk doğurur. O çocuk, kendisinden başlayıp bilinçdışını ve kendinin yansımalarını iyileştirir. Bir kez daha altını çizer; dışarda hiçbir şey yok. Yaraların, üzerinde çiçek açacak olan bahçenden başka bir şey değil.
Sinem KAYA, Karma Astrolog ve Eğitmen
Yorumlar (1)
Sinem hanım ellerinize sağlık. Emek emek işlenmiş bir yazı. Kanlı canlı bir portre sermişsiniz önümüze. Anne ilişkisinden yola çıkarak kurduğunuz bağ çok incelikli. Sevgiler, saygılar