Makale

İLKNUR AKANKAN RÖPORTAJI

10 April 2026 19 dk okuma
İLKNUR AKANKAN RÖPORTAJI
Bazı hayat hikâyeleri yalnızca iki insanın birbirini sevmesiyle başlamaz; aynı zamanda ruhların birbirine eşlik ettiği bir yoldaşlığa dönüşür. Sevgi, kimi zaman insanı dünyanın en yumuşak duygusuyla sararken, kimi zaman da onu en sert hakikatlerle yüz yüze bırakır. İlknur Akankan’ın hikâyesi de tam olarak böyle bir yolculuğun izlerini taşıyor. Çok sevdiği eşini kanser nedeniyle kaybettikten sonra başlayan yas süreci, onu beklenmedik bir içsel dönüşüm kapısına getiriyor.Bu kapının ardında ise ; şifa, farkındalık ve kolektife hizmet eden bir ruhsal yolculuk bulunuyor. Akankan, yaşadığı bu derin sevgi ve kayıp deneyimini “Bazı Sevgiler Yarım Kalmaz” adlı kitabında kaleme alarak, kişisel hikâyesini aynı zamanda birçok insanın kalbine dokunan bir şifa anlatısına dönüştürüyor. Yasın içinden doğan bu yolculukta, Kozmik Enerji öğretisiyle tanışarak kendi dönüşümünü başlatıyor ve bugün bu deneyimini başkalarına da ışık tutan bir rehberliğe dönüştürüyor. Bu röportajda İlknur Akankan ile sevginin, kaybın, yasın ve ruhsal dönüşümün derin katmanları üzerine konuştuk. 1- Sevgili İlknur Akankan, hoş geldiniz. Eşinizin kaybıyla başlayan yas sürecinizi, Kozmik Enerji öğretisi aracılığıyla hem kendiniz hem de kolektif için bir şifa yolculuğuna dönüştürdünüz. Tüm bu içsel yolculuğu anlattığınız kitabınız “Bazı Sevgiler Yarım Kalmaz” yakın zamanda okurlarla buluştu. Öncelikle hayırlı olmasını ve bol okura ulaşmasını diliyorum. Okurlarımız için kendinizden ve bu yolculukta üstlendiğiniz rolden biraz bahseder misiniz? Öncelikle sizlere çok teşekkür ederek başlamak isterim. Ben İzmir’de doğup büyüdüm. Hayatımın en kıymetli yolculuklarından birini eşimle kurduğum ailede yaşadım. Bir kızımız var. Ancak hayat bazen insanı hiç hazır olmadığı bir sınavla karşılaştırabiliyor. Eşimin vefatıyla birlikte kendimi derin bir yasın ve büyük bir boşluğun içinde buldum. Birini kaybetmek yalnızca bir insanı kaybetmek değildir; bir sesi, bir bakışı, bir alışkanlığı ve birlikte kurulan hayalleri de kaybetmektir. O süreçte kalbimde açılan boşlukla yaşamayı öğrenmeye çalışırken, içsel olarak da bir arayışa girdim. Bu arayış beni Kozmik Enerji öğretisiyle tanıştırdı. Zamanla bu öğreti benim için sadece bir eğitim ya da uygulama değil, aynı zamanda bir şifa ve dönüşüm yolu oldu. Önce kendi yaralarımı anlamayı ve dönüştürmeyi öğrendim. Sonra fark ettim ki yaşadığım acı aslında pek çok kadının da kalbinde taşıdığı bir hikâyeydi. “Bazı Sevgiler Yarım Kalmaz” tam da bu farkındalıktan doğdu.Bu kitap sadece bir kayıp hikayesi değil,sevginin,hatıraların ve insanın içindeki gücün nasıl yeniden ayağa kaldırabildiğinin hikayesi. Ben kendimi bu yolculukta bir öğretmen ya da anlatıcıdan çok, aynı yoldan geçmiş bir yol arkadaşı olarak görüyorum. Eğer bu kitap bir kadının kalbine dokunur, ona yalnız olmadığını hissettirir ve yeniden umutla ayağa kalkmasına küçük de olsa bir ışık olabilirse, işte o zaman amacına ulaşmış olacak. 2- Hayat bazen iki ruhu yalnızca bir ilişki yaşamak için değil, birbirlerine eşlik ettikleri bir kader yolculuğu için bir araya getirir. Bugün geriye dönüp baktığınızda eşinizle aranızdaki bağı nasıl tanımlıyorsunuz? Bugün geriye dönüp baktığımda eşimle aramızdaki bağın sadece bir evlilik ya da hayat arkadaşlığı olmadığını çok daha net görüyorum. Bazı insanlar hayatımıza sadece bir rolü paylaşmak için değil, ruhumuza dokunmak ve bizi dönüştürmek için girer. Eşimle aramızdaki bağ da benim için tam olarak böyleydi. Birbirimizin hayatında yalnızca eş değil, aynı zamanda öğretmen ve yol arkadaşı olduk. Birlikte kurduğumuz hayat, paylaştığımız sevgi ve yaşadığımız anılar beni bugün olduğum insana hazırlayan bir yolculuğun parçasıydı. Onun gidişi elbette çok derin bir acı bıraktı. Fakat zamanla şunu fark ettim: Bazı bağlar fiziksel varlıkla sınırlı değildir. Sevgi, bedenin ötesinde de yaşamaya devam eder. Bu yüzden bugün eşimle aramızdaki bağı bir kayıp olarak değil, beni içsel yolculuğuma uyandıran kutsal bir karşılaşma olarak görüyorum. O sevgi, hayatımda eksilen bir parça değil; tam tersine beni büyüten, dönüştüren ve bugün başkalarına da ışık tutmamı sağlayan bir armağan oldu. 3- Sevgi, hayat kadar sert ve hayat kadar yumuşak bir gerçekliktir. Siz bu iki zıt gibi görünen hâli aynı ilişkide deneyimlemiş, size rehberlik eden hakiki bir sevgi bağı yaşamışsınız. Tüm bu deneyimlerinizin ışığında sizin için gerçek sevgi nedir? Nasıl tanımlarsınız? Benim için gerçek sevgi yalnızca güzel anları paylaşmak değildir. Gerçek sevgi, hayatın hem en yumuşak hem de en sert taraflarına birlikte dokunabilmektir. Bazen bir gülüşte saklıdır, bazen de en büyük acının içinde bile varlığını hissettiren görünmez bir bağdır. Eşimle yaşadığım sevgi bana şunu öğretti: Sevgi sadece yan yana yürümek değil, bazen hayatın getirdiği en zor sınavların içinde bile kalpte yaşamaya devam edebilmesidir. Çünkü gerçek sevgi yalnızca varlıkla değil, yoklukla da sınanır. Ben bugün sevgiyi, insanın ruhuna dokunan ve onu dönüştüren bir güç olarak görüyorum. Sahip olma duygusunun ötesinde, insanın kalbinde büyüyen bir ışık gibi.Fiziksel olarak ayrılıklar olsa bile o ışık sönmez; aksine insanın yolunu aydınlatmaya devam eder. Bu yüzden benim için gerçek sevgi biten bir şey değil. Şekil değiştiren, derinleşen ve insanı daha çok insan yapan bir ruhsal bağdır. 4- Yas, sevilen birinin yokluğuna alışma süreci olarak tanımlanır. Bu süreçte sizi en çok zorlayan şey ne oldu? O dönemde size en çok destek olan içsel ya da görünmez güç neydi? Yas süreci çoğu zaman dışarıdan “alışmak” gibi görünse de, benim için bu bir alışma değil; yeniden öğrenme süreciydi. Onsuz bir sabaha uyanmayı, onun adını içimde sessizce taşımayı, eksik bir dünyada var olmayı öğrenmek.En zorlayan şey de tam olarak buydu: onun yokluğunu kabul etmek değil, onunla kurduğum hayatın artık aynı şekilde devam etmeyeceğini anlamak. İnsanın canı en çok, paylaşacak bir şey olduğunda ve dönüp anlatacak o kişi artık olmadığında yanıyor. Eksiklik en çok o anlarda derinleşiyor. Ama o karanlık dönemde beni ayakta tutan üç şey vardı. Biri, biricik kızım ,ikincisi içimde hâlâ yaşayan sevgi. Çünkü zamanla şunu fark ettim: Kaybettiğim şey sadece bir varlık değildi; içimde yaşamaya devam eden çok güçlü bir bağdı. Diğeri ise, görünmez ama hissedilen bir destekti. Kimileri buna inanç der, kimileri enerji… Ben bunu, insanın en karanlık anında bile içine doğan o ince ama güçlü ışık olarak tanımlıyorum. Kozmik Enerji ile tanışmam da bu sürecin bir parçası oldu. Sanki elimden tutan, beni yavaşça ayağa kaldıran bir güç vardı. Bgün dönüp baktığımda şunu söyleyebilirim: Beni iyileştiren şey zamanı geçmesi değil, o acının içinden geçerken anlam bulabilmem oldu. 5- İnsan sevdiği birini kaybettiğinde, aslında kendi içinde hangi en derin gerçeklikle yüzleşir? İnsan sevdiği birini kaybettiğinde aslında en çok kendi içindeki eksiklikle değil, varoluşun en çıplak gerçeğiyle yüzleşir: Her şeyin geçici olduğu gerçeğiyle. Ama bundan da öte, insan o anda kendi içindeki en derin korkularla karşılaşır. Yalnızlıkla, kontrol edemediği bir hayatla, çaresizlikle.Ve belki de ilk kez, ne kadar güçlü görünürse görünsün, aslında ne kadar kırılgan olduğunu fark eder. Ama bu yüzleşmenin içinde çok derin bir gerçek daha saklıdır: İnsan en çok kırıldığı yerden dönüşür. Çünkü o boşluk, aynı zamanda insanın kendine dönmeye başladığı yerdir. Benim için bu süreç, acının ötesinde bir farkındalık kapısı oldu. Şunu gördüm ki; insan her şeyi kaybettiğini düşündüğü anda bile, aslında kendine tutunabileceği o gücü hala içinde taşır. 6- Hikâyenizi yazıya dökmek sizin için bir yas günlüğü müydü, bir şifalanma aracı mıydı, yoksa kolektife yönelik bir hizmet mi? Bu yazma sürecini nasıl tanımlarsınız? Aslında bu yolculuk benim için en başta bir şifalanma aracı olarak değil, bir hizmet olarak başladı. Kozmik Enerji sürecinde hocamın verdiği bir ödevdi bu.Yazmak, o an için sadece yerine getirmem gereken bir sorumluluk gibiydi. Ama yazmaya başladıkça fark ettim ki, kalemim sadece bir görevi yerine getirmiyor; aynı zamanda içimdeki yaralara da dokunuyordu.İşte tam burada hikâyemi yazıya dökmek benim için tek bir şey olmaktan çıkmış hem bir yas günlüğü, hem bir şifa, hem de zamanla bir hizmete dönüşen çok katmanlı bir yolculuğa dönüştü. İlk başta yazmak, içimde biriken duyguların sessizce akabildiği tek yerdi. Söyleyemediklerimi, içimde düğüm olan acıları, yarım kalan cümleleri yazarak tamamladım. Bu anlamda yazmak benim için en derin şifalanma alanı oldu. Her satırda biraz daha hafifledim, biraz daha kendime yaklaştım. Ama süreç ilerledikçe şunu fark ettim: Bu sadece benim hikâyem değildi. Ben yazdıkça, aslında pek çok kadının kalbinde taşıdığı ama dile getiremediği duyguların da sesi oluyordum. Bugün dönüp baktığımda şunu net söyleyebilirim. Yazmak benim için önce bir hizmetti ama zamanla o hizmet, en derin şifama dönüştü. 7- Kitabı yazarken sizi en çok zorlayan bölüm hangisiydi? Kitabı yazarken beni en çok zorlayan bölüm, yaşadığım kaybı ilk kez bu kadar açık ve çıplak bir şekilde yeniden hatırlamak oldu. Çünkü bazı acılar vardır; insan onları içinde taşır ama kelimelere döktüğü an yeniden yaşar. En zor olan şey, o anlara geri dönmekti. Vedayı, sessizliği, eksik kalan cümleleri tekrar hissetmek. Yazarken sadece anlatmadım; o duyguların içinden bir kez daha geçerek tekrar yaşadım. Ve bu hiç kolay değildi bir çok kez yazmayı yarıda bırakıp uzun aralar verdiğim oldu. 8- Yas sürecinizde Kozmik Enerji öğretisiyle yollarınız kesişti ve zamanla bu alanda ilerleyerek bir Kozmik Enerji operatörü oldunuz. Bu öğreti yaşamınıza nasıl dahil oldu? Kozmik Enerji öğretisi, hayatıma biricik eşim Erkan'ın vefatından hemen önce dahil oldu. Aslında onun kozmik enerji seanslarını almayı istemesiyle kabul ettiği andan itibaren Kozmik enerjiyi ilk kez duymaya başladım. O süreçte onun hayatımızdan çıkması ile sonra yolum bu öğretiye daha derinden yöneldi. Onun yokluğunda, kaybın içinde kendimi toparlamak ve içsel yolculuğumu anlamlandırmak için Kozmik Enerji seansları bana o yas sürecinde yüremem gereken bir yön ve yol oldu. Bu süreç, yalnızca kendi acımı anlamama değil, aynı zamanda kaybın ötesinde acının içinden geçereken kendi ışığımı hatırlamamı sağladı. Zamanla bu öğretiyi daha derin öğrenmeye başladım ve bir Kozmik Enerji Operatörü olarak başkalarınında dokunarak onlarında yolculuklarına eşlik ederek yol almalarına tanıklık ediyorum. Bugün baktığımda şunu net görebiliyorum: Kozmik Enerji, benim için sadece bir yöntem değil; Sevgili eşimin bana bıraktığı bir yol, yaşadığım acının ışığa dönüştüğü bir kapı ve hayatımı dönüştüren bir felsefe oldu. 9- Toplumumuzda sevilen birinin kaybı çoğu zaman kişinin hayattan geri çekilmesine neden olabiliyor. Böyle zamanlarda, herkesin yolculuğunun kendine özgü ve ruhsal planın bir parçası olduğunu unutabiliyoruz. Bazen bilinçdışı bir düzeyde yaşamdan geri çekilmeyi seçebiliyoruz. Sizin deneyiminizde ise bunun tam tersini görüyoruz. Bu bağlamda Kozmik Enerji öğretisi, kendi ruhsal yolculuğunuza olan sadakatinizi korumanıza ve yas enerjisini şifa enerjisine dönüştürmenize nasıl katkı sağladı? Sevilen birini kaybetmek çoğu zaman insanı hayattan çekilmeye zorlar; acı, bilinç dışı bir sığınak gibi insanı duraklatır. Ben de eşimi kaybettiğimde öylece dura kaldım, hayattan çekilmeme ,yanlız olmaktan kaynaklı sessizliğin içinde kayboldum. Ama Kozmik Enerji öğretisi bana şunu gösterdi: ölüm, bir yok oluş değil; bir dönüşüm, bir enerjinin farklı bir formda devam etmesidir. Seanslar ve uygulamalar sayesinde, kaybın ortasında bile içimdeki ışığı görebilmemi ve acıyı hissedip onu şifaya dönüştürmeyi sağladı. Kendi ruhsal yolculuğuma sadık kalmak ve yas sürecini bir eksilme değil, bir şifa enerjisi olarak deneyimlemek bana şunu öğretti: Sevgi, fiziksel varlıkla sınırlı değildir. Kaybettiklerimiz görünmez bir biçimde yanımızda olmaya devam eder; ruhlarımızın birbirine dokunduğu her an, onların ışığını hissetmek mümkündür. Kozmik Enerji, bana kaybın ortasında bile hayata ve sevgiye tutunmayı, ölümün bir son olmadığını hatırlattı. 10- Tüm bu deneyimlerinizden yola çıkarak, yas sürecini sonlandırmakta zorlanan ve yaşamdan geri çekilen insanlara ne söylemek istersiniz? Yas sürecinde zorlananlara söylemek isterim ki; her duygu, her acı ve her eksiklik sizin bir parçanızdır, yok saymak değil, hissetmek iyileşmenin ilk adımıdır. Acı, kayıp ve hüzün de birer öğretmendir. Onları kabul ettiğinizde ve onları dönüştürmek için küçük adımlar attığınızda, yaşamdan geri çekilmek yerine, hayatla yeniden buluşmak mümkündür. O karanlıkta yalnız değilsiniz. Sessizliğiniz, gözyaşlarınız ve kırık parçalarınız bile birer işarettir; her biri size hayatın ve sevginin hâlâ devam ettiğini hatırlatır. İçinizde, kaybın ortasında bile sizi ayağa kaldıracak bir güç ve ışık vardır. Onu fark etmek, kendinize sabır ve şefkat göstermekle başlar. Kaybettikleriniz fiziksel olarak yanınızda olmasa da, sevgi ve bağlarınız ölümsüzdür. Onlar, ruhunuzun derinliklerinde yaşamaya devam eder. Yasın ve acının ortasında bile, içinizdeki onların sevgisi size yol gösterecek, sizi yeniden hayata bağlayacaktır. Yas süreci tamamlanmaz ve hayat boyunca bitmez; ama bu, sizi karanlığa mahkûm etmez. Acı ve kayıp, ruhun kendine alan açtığı, içindeki ışığı fark ettiği bir yolculuktur. Geri çekilmek bazen gerekli bir duraktır; ama içinizde hâlâ ayağa kalkacak bir güç, yeniden sevecek bir kalp ve hayata tutunacak bir ışık vardır. Kendinizi kaybolmuş hissettiğinizde, kalbinizin sesini dinleyin; o, acının ortasında bile sizi yeniden hayata ve ışığa taşıyacak rehberinizdir. 11- Böylesine derin bir sevgi deneyimini ve ardından gelen yas sürecini bir kitap hâline getirmeye sizi iten temel motivasyon neydi? Temel motivasyonum, yaşadığım kaybın ve hissettiğim yoğun duyguların yalnızca benim için değil, benzer acılar yaşayan diğer kadınlar için de bir şifa ve yol gösterici olabileceğini fark etmemdi. İnsan kalbinin en kırılgan anlarında bile yeniden başlamayı, umudu ve sevgiyi hatırlayabileceğini göstermek istedim. Bu kitap, kaybettiklerimizle bağımızı onurlandırırken, okuyan her kadının kendi içindeki gücü ve ışığı yeniden keşfetmesine vesile olmasını diliyor ve niyet ediyorum. 12- İnsan, dualite üzerine kurulu dünya okulunda tekâmül eden bir varlık. Acı ve travma bir yandan insanın dünya planında yatayda büyümesine vebireyselleşmesine hizmet ederken, diğer yandan ruhsal anlamda dikey bir gelişime kapı aralayabiliyor. Sizce ölüm ve ardından yaşanan yas süreci bu tekâmül katmanlarına nasıl katkı sağlar? Şifa arayan bir ruhun atması gereken ilk adım sizce nedir? Acı ve kayıp, ruhun en derin katmanlarına dokunan öğretmenlerdir. Ölüm, sadece bir sona işaret etmez; aynı zamanda varlığın geçiciliğini hatırlatır, yüreği ve ruhu en gerçek haliyle karşı karşıya getirir. Yas, sadece gözyaşı ve sessizlik değildir; o, kalbin ve ruhun kendi derinliğinde açtığı bir yolculuktur. Bu süreçte kişi, hem insan olmanın sınırlarını hem de evrensel gerçekliği kavrar; acıyı bastırmak yerine, onu olduğu gibi hissetmek, yargılamadan kabul etmek, ruhun kendi kendini iyileştirmesi için atılan ilk adımdır. Her gözyaşı, her sessiz an, kaybın yükünü hafifletir ve içsel bir dinginliğe, bilinçli bir farkındalığa kapı aralar. Ve işte tam o anda, kayıp bir boşluk değil, ruhun yeniden doğduğu, sevgiyle ve şefkatle dolduğu bir yere dönüşür; yas, bir cehennem değil, ruhun kendi ışığını yeniden keşfettiği kutsal bir yolculuk hâline gelir. Bir ruh şifa arıyorsa atması gereken ilk adım kendi acısını kabul etmek ve yaşadığı kaybı dönüştürmeye gönüllü olmaktır.Bu geri çekilmek değil aksine içsel yolculuğa cesurca adım atmak demektir. Acının ortasında bile kalbin sesini dinlemek,ruhun yeniden tekamül kapılarını aralamasını sağlayacak ilk adımdır. 13- Ve son olarak; tüm bu yolculuk size ölümün ve sevginin gerçek doğası hakkında ne öğretti? Sevdiğimiz her kişi, her an, her dokunuş bize birer ayna tutar; onları kaybetmek, boşluk değil, varlığın değerini fark etme fırsatıdır. Yas süreci bana, acının ve kaybın ruhu olgunlaştıran bir güç olduğunu gösterdi; sevgiyi sadece sahip olmak değil, hissetmek ve bırakmayı öğrenmek olarak deneyimlemek gerektiğini hatırlattı. Ölüm bir yok oluş değil, bir dönüşümdür; sevgi ise varlığın en kalıcı ve güçlü dönüştürücü enerjisidir. Eşim artık fiziksel olarak yanımda olmasa da sevgisi ve bizim bağımız hâlâ içimde yaşıyor. Bu deneyim bana, gerçek sevginin sınır tanımadığını gösterdi. Yas süreci ve bu yolculuk, hayatın ve kaybın derinliğini, ruhun gücünü ve ışığını,hayata tutunmanın değerini öğretti. Her kayıp bir şifa, bir farkındalık ve bir yolculuk fırsatına dönüşebilirliğini acının ortasında bile içsel bir ışığın var olduğunu yaşattı Sevginin ise hiçbir zaman kaybolmadığını ,insanları, anıları, hisleri kaybetsek de, sevginin ruhta kalarak; sessizleşip, derinleşip ve zamanla ışık olarak yolumuzu aydınlatır. Ölüm ve kayıp, bana en temel gerçeği gösterdi: sevgi ve şifa, direnmekle değil, hissetmekle, kabul etmekle ve yeniden başlamaya, ayağa kalkmaya gönüllü olmakla gelir. Sevgili İlknur AKANKAN verdiğiniz değerli bilgiler ve ayırdığınız kıymetli zamanınız için New Spirit ailesi ve okuyucuları adına çok teşekkür ederim. İlknur Akankan’ın anlattıkları bize bir gerçeği hatırlatıyor: Sevgi bazen fiziksel varlığın sınırlarını aşan bir bağdır. Ölüm, bu bağın sonu değil; çoğu zaman onun başka bir boyutta devam eden sessiz bir dönüşümüdür. Yas ise yalnızca bir kaybın ardından gelen acı değil, aynı zamanda insanın kendi ruhunun en derin katmanlarıyla karşılaştığı bir eşiktir. Bu eşikten geçen herkes aynı yolu yürümez; fakat bazıları, tıpkı Akankan’ın yaptığı gibi, acının içinden bir anlam ve şifa yolu çıkarabilir. “Bazı Sevgiler Yarım Kalmaz” işte tam da bu hakikati hatırlatan bir hikâye. Çünkü bazı sevgiler gerçekten yarım kalmaz; yalnızca biçim değiştirir, derinleşir ve bazen bir insanın kalbinden kolektif bir şifaya dönüşür. Röportaj: Nilgün KARACA

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!