Aslında ne güzel bir hayatın vardı…
İçinde bunalıp sıkıştığını hissediyordun.
Duramıyordun, kendini dışarıya atıyordun. Sanki dışarı diye bir yer varmış gibi.
Sonrasında yaşadıklarını izleyerek sana ayna tutanlara baktıkça, kendi içine yansıyan ve aslında kendi içinden de dışarı yansıyanların, dışarıdaki hayatı yarattığını anladın sonunda.
İçinde olmayan hiçbir şey dışarıya yansımıyor.
İyilikse iyilik, güzellikse güzellik, ışıksa ışık, karanlıksa karanlık…
✨
Öyle sıkıştın ki…Sığamadın evine. Sığamadın odalarına. Sığamadın sevdiklerinin kalbine. Aslında sığamadın içine, o güzel bedenine… Kalbin, ruhun senin önüne yollar çıkardı. O yollar ki, gidilecek yer güzel, insanlar güzel, ama yeterince ferahlık vermiyor ya da ferahlığın hemen ardından yerini hafif bir darlığa bırakıyor. O yolu hissetmeye çalışıyorsun, tamam gidebilirsin mesajı gelmeden kalbinden, hareket etmiyorsun. Hem diyorsun bu kadar darlıktan sonra hareket edip yola çıkınca tabii ki iyi olacağım, ferahlayacağım… Oysa gittiğin yerde seni bekleyen ferahlıklar, özgürlükler, rahatlıklar var, ama onlar da kendi içinde darlıkları barındırıyor. Bir bakıyorsun özgür olacağını sanarak gittiğin yer sana özgürlük vermek şöyle dursun, bambaşka esaretler getirmiş. Yediğin, içtiğin, uyuduğun, kalktığın, kullandığın su, çiğnediğin lokman, attığın adım, ağzının tadı tuzu, hareketlerin başkalarına göre şekillenmiş. Alanın nerede? Nerede başlayıp nerede bitiyor? Senin iyiliğin için söylenenler nerede, sanki senin için değil de kalbini kırmak için söyleniyor? Ya da özeniliyormuş gibi davranılırken nerede kabalıkla karşılaşıyorsun? Nerede içine çekilip nerede sizin gibi düşünmüyorum, nerede bu yaptıklarınızı anlamlı bulmuyorum, nerede size uyuyorsam bile içim size hiç uymuyor diyebiliyorsun? Hem sözlerin de söylediğin anlamıyla anlaşılacak mı?
Misafir gibisin ama misafir gibi bile değilsin. Misafir olduğunda özenilir, sofra senin sevdiklerinle donatılır. İsteklerin, ihtiyaçların gözetilir mesela. Her zaman gittiğin bir yer değilse gitmeden önce neden bir ferahlayıp bir daraldığını sonunda anlarsın.
Senin ruhunu görmeyen, kendi güvensizlik ve değersizliklerinin batağında içindeki kadar bilir iyiliği, güzelliği, seninkine uyanacak mı meçhul. Tek değer ölçüsü olarak maddeyi görmüş, mânâ onun neresinde? O mânâ ki yaklaşacağı gönül dostunu herkesten iyi tanır bilir. Senin güzel kalbin herkesi iyi diye nitelerken seni Yaratan bilmez mi herkesin içini? Kim bilir seni de ne güzel uyandırıp tüm putları yıkıp ona birkaç adım daha yaklaştıracak, aç gözlerini gerçeğe. Seni gönül evinde misafir edemeyen, sana gerçek bir yuva veremeyen seni yuvaya taşıyacak öyle mi? Sana kalbini bile yuva yapamayandan medet umuyorsun… Kalbi katran bağlayan kendi köklerine tutunamayan sana kök olup seni göklere taşıyabilir mi?
Bırak sana özgürlük vadedip de seni köleleştiren herkesi, her şeyi. Bütün engelleri kaldır… Tek tek… Sakın medet umma… Kendi hayatlarına bak, kendi kelamlarına bak, kendi kalemlerine bak, sonra al bunların tümünü kendi hayatlarına davranışlarıyla bunları katışlarına bak… Kendi hayatına katamayan, senin hayatına ne katabilir?
✨
Herkese yuva olup, kendine yuva olamayışını nerelere koyacaksın kim bilir? En çok da budur belki canını yakan. Gerçek yuvana ulaşabilmek için sana yuva olamayanlardan çektikçe ışığını, inan gerçek yuvayla ödüllendirileceksin. O zaman tüm sıkışıklıkların, tüm daralmaların, tüm nefes alamayışların son bulacak. Yuvanı gerçek bir yuva yapmak istiyorsan sana gösterilen gerçekleri de gör… O zaman yuvaya ait olmayan her şeyi temizler, pırıl pırıl yaparsın. Senin yuvan artık ışığın ve gerçeğin aydınlattığı sevgi dolu bir yuva olur. Ve kimsenin sana yuva olmasını da beklemezsin. Sen kendine gerçek bir yuva olursun. Belki de en önce kendine en güzel yuva olman gerekiyordur. Kendine, kendi bedenine, kendi hayatına yuva olduktan sonra yaşadığın evi de yuva yapabileceksindir.
✨
Özgürlüğü, huzuru aradığın yerde de sükût-u hayale uğradın değil mi? Hangi eve gidersen git, kendi evini arayacaksın. Daralıp sıkıştığın kendi evinde, yuvanda nasıl da özgürmüşsün, nasıl da sarılıp sarmalanıyormuşsun. Tek yapman gereken hem kendi hem de birlikte yaşadıklarının sevgisinin, sınırlarının farkına varman ve buna göre o sınırları saygıyla, sevgiyle, sorumlulukla korumanmış. Gerçek uyum, gerçek ilerleyiş, gerçek özgürlük o evde mümkünmüş. Sense kaçmaya çalışıyordun… Kaçtığın yer yıkımın olmadan dön evine, dön yuvana… Sen kendi evini yuva yapmaya gayret et. Sarıl sevdiklerine…Onların kalbindeki sevgiyle yuvanın kıymetini bilerek, o birliğin güzelliğiyle birbirinizi yuvaya taşıyacaksınız.
Sarıl güzel köklerine sonra. Senin köklerin tertemiz, pırıl pırıl kökler anla bunu. O köklerin önünde saygıyla eğil. Hepsi yaradılışın başka bir tecellisini sana gösteriyor. Onları kucakla, sar sarmala koy kalbine… Köklerinin gücüyle büyüyüp, serpilip göklere ulaşacaksın.
Masumiyete, samimiyete, sevgiye, yuvaya dair olmayan ne varsa çıkar hayatından, alanından.
Tut o masumiyetin, sevginin elinden çık yedi kat göklere…
Gerçek yuvan o…Gerçek o…
Kalbinden Tanrı’ya bir yol olsun, arada da kimse olmasın, kimse kalmasın en sonunda.
O zaman Tanrı seninle tecelli etmiş, hayata en büyük armağanını seninle sunmuş demektir…
TUBA İNANÇ
RE-SHAPED DNA HEALER
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!