Hermes, antik dünyanın en gizemli ve en çok konuşulan bilge figürlerinden biridir ve birçok medeniyette farklı isimlerle karşımıza çıkmaktadır. Mısır’da Thoth ismiyle, yazının, bilginin ve kozmik düzenin koruyucusu olarak; Babil’de Nabu, kaderi ve yazgıyı kaydeden ilahi kâtip olarak; Yunan dünyasında Hermes, tanrılarla insanlar arasında haber taşıyan ulak olarak; Roma’da Merkür, iletişim ve zihinsel akışın temsilcisi olarak; İslam geleneğinde ise İdris, ilim ve hikmetin taşıyıcısı bir peygamber figürü olarak bilinmiştir.
Ona atfedilen isimler ve dönemler değişse de her medeniyette Hermes ilahi bilgi ile insan arasında köprü kurarak, göksel düzeni yeryüzüne tercüme eden kadim hikmetin bir elçisi olarak sayılmıştır. Farklı kültürlerin kendi dili içinde yeniden şekillenmiş ama özünde aynı anlamı korumuştur. İlahi kelamın yeryüzündeki habercisi, yorumlayıcısı ve kâtibi olarak bilinmiştir.
Hermes (Trismegistos), üç kez büyük diye anılır. Ona atfedilen kitap Corpus Hermeticum Orta Çağ’daki engizisyon döneminde otuzdan fazla defa yakılmıştır. Bu sert tepkiler karşısında kitabın gizlendiği söylenir. Böylece bilgi sadece kapalı gruplar içinde kalıp, sırlanmıştır. Ama gelecek dönemlerde tekrar ortaya çıkmıştır.
İslam tasavvufunda ve İbrani geleneğinde Hermes, göğe yükseltilen ve kendisine terzilik, yazı, astronomi gibi ilimler verilen İdris Peygamber (Enoch) ile bağdaştırılmıştır. Bazı Müslüman düşünürler, Hermes Trismegistus’u tüm ilimlerin koruyucusu ve öğreticisi olan ilk büyük öğretmen (Hermes-ül Herâmise) olarak selamlamıştır. Hermes, Kur’an’da İdris adıyla iki kere zikredilmiştir.
“Kitapta İdris’i de an, çünkü o çok sadık bir peygamberdi. Biz onu yüce bir makama yükselttik.” (Meryem Suresi, 56 ve 57 ayetler)
“İsmail’i, İdris’i, Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi. Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten iyi kimselerdi.” (Enbiya Suresi 85 ve 86. Ayetler)
Hermes felsefesi (Hermetizm), evrenin ilahi bir zihnin tezahürü olduğunu söyler. "The Corpus Hermeticum" metinlerinde bu felsefe, insan ruhunun yaratılışı, düşüşü, uyanışı ve Tanrı’yı bilme (Gnosis) süreci üzerinden temellendirilir.
Corpus Hermeticum’un en önemli bölümlerinden biri olan "Poemandres, İnsanların Çobanı" evrenin ve insanın yaratılış felsefesini anlatır. Hermes Trismegistus’un bir tür trans hâlinde yaşadığı ilahi bir tecrübenin aktarımı olan metin Hermetik düşüncenin omurgasını oluşturur diyebiliriz. Burada Hermes, dünyevi algının dışına çıktığı bir bilinç durumunda “Poimandres” adı verilen bir varlıkla karşılaşır. Bu varlık kendini “Nous”, yani İlahi Akıl olarak tanımlar ve ona hem evrenin yaradılışını hem de insanın varoluş gizemini açar.
Metin, bir tür vizyon anlatısı şeklinde ilerler. Hermes soru sorar, Poimandres ise sembolik ve katmanlı yanıtlarla kozmik düzeni açığa çıkarır. Anlatının başlangıcında evren, saf bir karanlık ve kaotik bir boşluk olarak tasvir edilir. Bu düzensizliğin içinde ilahi bir ışık yayılır ve bu ışık, varlığın ilk ayrışmasını başlatır. Ardından Logos yani Tanrı’nın düzenleyici aklı devreye girer. Bu ilahi ilke aracılığıyla elementler hava, su, toprak ve ateş olarak ayrışır, kozmik yapı şekillenir ve evren hiyerarşik bir düzene kavuşur. Yedi gezegen de bu düzenin parçası olarak evrenin işleyişine katılır.
İnsanın yaratılışı bu kozmik düzenin merkezinde yer alır. Poimandres’e göre insan, Tanrı’nın kendi suretinden yaratılmıştır. İlk hâliyle tamamen ruhsal ve ilahidir; fakat kozmik düzeni seyrederken maddeye yönelir, kendi yansımasını görür, onu sever ve fiziksel dünyaya çekilir Böylece insan, ilahi öz ile maddi varoluşun birleştiği bir varlık hâline gelir: bir yanda ilahi akıl ve ruh, diğer yanda beden ve madde. Böylece dualite yaratılmış olur.
Metnin en kritik noktası bu “düşüş” deneyimidir. Ancak bu, klasik anlamda bir günah değil, kozmik bir süreçtir. Asıl problem, insanın ilahi kökenini unutmasıyla başlar. Maddi dünya içinde kaybolan insan, hakikat bilgisini (gnosis) yitirir ve dünyasal arzulara bağlanır. Poimandres burada kurtuluş yolunu açıkça işaret eder. İnsan, yeniden ilahi doğasını hatırlamak zorundadır. Bu hatırlayış, bilincin dönüşerek ilahi aklın (Nous) yeniden uyanmasıdır.
Bu süreçte ruh, yedi gezegensel katmandan geçerek arınır. Her katman, insanın bağlı olduğu bir tutkuyu veya eksikliği temsil eder. Bu katmanlardan geçiş tamamlandığında ruh, gölgelerinden ve yüklerinden sıyrılır ve yeniden ilahi birliğe döner.
Poimandres figürü bu anlatının merkezinde yer alır. “İnsanların çobanı” anlamına gelen bu isim, ilahi aklın rehberliğini temsil eder. Sembolik düzeyde metin oldukça katmanlıdır. Yedi katmanlı gök yapısı, ruhun içsel dönüşüm aşamalarını simgeler. Logos ise yalnızca bir “söz” değil, evreni var eden akıl ilkesidir.
Sonuçta Poimandres, yalnızca bir yaratılış anlatısı değildir; insanın kökenini, düşüşünü ve yeniden yükselişini açıklayan bir metindir. Bilinç kendini dualite içinde deneyimler ve sonunda geldiği özü, birliği hatırlar. Kurtuluş bir hatırlama ve içsel bir uyanıştır. İnsan sonunda yaratıcısına kavuşur. Metnin sonunda Poimandres, Hermes’e edindiği bu bilgeliği insanlara aktarma görevini verir. İlahi hakikati kavrayan kişinin onu yalnızca kendisi için saklamaması, henüz bu bilgiden habersiz olanlara da ulaştırması gerektiği vurgulanır. Vizyonundan ayrılan Hermes, yaşadığı deneyimin etkisi altında kalarak kendisine verilen bu görevi üstlenir ve insanlara ilahi kökenlerini hatırlatmak, onları hakikatin bilgisine yönlendirmek için öğretmeye başlar. Böylece Hermetik gelenekte bilgelik, sadece bireysel bir aydınlanma aracı değil, aynı zamanda başkalarının da uyanışına hizmet eden kutsal bir sorumluluk olarak görülür.
Hermetik felsefe ve Hermetik astroloji arasındaki bağ, ruhun gökyüzünden yeryüzüne iniş hikayesiyle başlar. Hermes öğretisinde astroloji, gökyüzündeki gezegenlerin insan hayatına körü körüne yön verdiği bir kehanet yöntemi değildir; aksine, ruhun dünyadaki sınav alanlarını gösteren bir haritadır.
Astrolojinin kalbini oluşturan yedi klasik gezegeni (Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür, Ay) "yedi yönetici" olarak tanımlar. Evren yaratılırken, bu yedi gezegen dünyevi hayatı ve fiziksel doğayı sınırlandıran, şekillendiren bir "Kader Çarkı “oluşturmuştur. İnsan, doğum anında gezegenlerin oluşturduğu bir etki alanı içine doğar ve Hermetik Astrologlar bu etkiyi Natal haritalardan okur.
Ruh, yüce alemden aşağıya, dünyaya doğru inerken bu yedi yöneticinin kürelerinden (katmanlarından) geçer. Beden, dürtüler ve dünyevi yönelimler büyük ölçüde yedi gezegenin sembolize ettiği güçlerin etkisi altındadır Her bir gezegenden birer vasıf, birer yük alır. Örneğin; Satürn'den sabrı ya da kısıtlamayı, Mars'tan öfkeyi ya da iradeyi , Venüs'ten arzuyu ve sevgiyi alır. Dünyaya doğduğu an, gökyüzünün o anki geometrisi (doğum haritası), ruhun üzerine basılan bir mühürdür.
Evrenin bütünlüğü, her şeyin birbirine bağlı olması ise Hermetik düşüncenin en temel ilkelerinden biridir. Yaratılmış her şey yıldızlar, gezegenler, taşlar, bitkiler, hayvanlar, insanlar görünmez bağlarla birbirine bağlıdır. Bütün yaşam kutsal bir dokumanın iplikleri gibidir. Bir ipliği çektiğinde diğer ipliklerde etkilenirler. Hiçbir şey tek başına değildir. Her şey bir bütünün parçalarıdır. Hermetik geleneğin kalbi budur. Bir Doğum anındaki gökyüzü yerleşimleri insanın bilinç dışında yankı bulur. Gezegenler neden değil, aynadır. Hermetik bir astrolog için zaman döngüsel bir ritimdir.
Bu nedenle hermetik astrolojinin temel sorusu "Başımıza ne gelecek?" değildir.
Asıl soru şudur:
"Yaşadığım deneyim bana ne öğretmeye çalışıyor?"
Doğum haritası da bu bakış açısıyla sabit bir kader planı değil, bir bilinç katmanı haritasıdır. Kişinin potansiyellerini, güçlü yanlarını, iç çatışmalarını ve gelişim alanlarını gösterir. Haritadaki zorlayıcı yerleşimler kötü kaderin işaretleri değil; fark edilmek ve dönüştürülmek istenen bilinç kodlarıdır.
Gezegenler, bu yolculuğun mihenk taşlarını oluştururlar. Satürn sorumluluğu ve olgunlaşmayı, Jüpiter anlam arayışını ve genişlemeyi, Mars iradeyi ve eylemi, Venüs değerleri ve uyumu görünür kılar. Gezegenler arasındaki açılar da bu güçlerin birbirleriyle nasıl ilişki kurduğunu anlatır. Uyumlu açılar daha doğal akan süreçleri gösterirken, zorlayıcı açılar gelişim için gerekli olan yüzleşmeleri, gölgeleri ve dönüşüm fırsatlarını ortaya çıkarır.
Hermetik astroloji zamanı da farklı yorumlar. Geçmiş, gelecek ve şimdi aynı anda var olur. Önemli olan doğru zamanı bulmaya çalışmak değil, yaşanan zamanı bilinçle ve farkındalıkla karşılayabilmektir.
Sonuç olarak Hermetik astroloji göğe bakıp geleceği aramak değil, göğün sembollerinde kendini tanımaya çalışmaktır. Ben kimim, diye sormaktır. Çünkü Hermetik geleneğe göre insanın aradığı hakikat dışarıda değil, kendi bilincinin derinliklerinde saklıdır. Hermetik bakışta bu dönüşüm, simyasal bir süreçtir; kurşunun altına dönüşmesi gibi, ağır ve zorlu bilinç hâllerinin, gölge yönlerinin saf ve aydınlık bir idrake evrilmesi hedeflenir.
Göklerin dilini öğrenen kişi kaderini kontrol etmeyi değil, kendini anlamayı ve bilincini dönüştürmeyi öğrenir. Belki de Hermes'in binlerce yıldır fısıldadığı hikmetin anlamı da budur. “İnsanın kendini bilmesi en değerli haldir.”
Gölgeleriyle yüzleşmek isteyen herkes için… Sevgiyle…
Faika Benefşe ORHUN
Karma Astrolog
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!